|
İSTANBUL Emniyet Müdürlüğü’nden bir açıklama geldi. Önce açıklamayı aynen yayımlayalım, sonra görüşlerimizi belirtiriz. “11.06.2008 tarihli Milliyet gazetesindeki köşenizde ‘Bırakın babamı öpeyim’ başlığı altında, bir çocuğun tutuklu bulunan babasını öpme teşebbüsüne karşı polisin yaklaşımını, 1 Mayıs’ta meydana gelen yasadışı gösterilere bağlayarak yorumladığınız görülmüştür. 1 Mayıs öncesinde yapılan istihbari çalışmalar neticesinde, çok sayıda yasadışı örgütün miting yapmak isteyen yasal kuruluşların arasına karışmak suretiyle kendi amaçları doğrultusunda eylem yapacakları, güvenlik güçleriyle çatışacakları bilgisi alınmıştı. Alınan etkin önlemler sayesinde provokasyonlar önlenmiş ve daha vahim olayların olmasının önüne geçilmiştir. Ancak ekte gönderdiğimiz ve size özel olarak hazırlanan resimler 1 Mayıs günü yasadışı göstericilerin çıkarmak istedikleri olaylarda ne amaç güttüklerini anlatmaktadır. Resimlerden Polis’in 1 Mayıs günü işçilerle değil, yasadışı örgütlerle mücadele ettiği açıkça görülmektedir. 1 Mayıs’tan hafızanızda kalan intibaın sadece size gösterilen görüntülerle sınırlı olduğunu düşünmekteyiz. Ekte gönderdiğimiz fotoğraflar basın kuruluşlarımızın kamuoyuna yansıtmadıklarından seçilmiştir. 1 Mayıs olaylarında taşlanan, fiziki şiddete maruz kalan, sözlü hakarete uğrayan polisin içerisinde sizin bir yakınınız ya da evladınız olsaydı aynı düşünceleri yine savunur muydunuz?” Açıklamanın “Tutuklu babasını 22 aydır göremeyen ve bırakın babası öpeyim” diyen çocuk hakkındaki yazımızla ilgili olduğunu anladınız. * * * BİZ o yazıda ne demiştik de Emniyet Müdürlüğü bu açıklamayı yapmayı gerek duymuştu, bunu da okuyalım: “Jandamalar babayı alıp götürürken ‘Mustafa’ polislere kalmıştı. Eyvah! dedik eyvah! Hayır, çok şükür beklediğimiz olmadı, öyle şartlanmıştık ki! Polis yakaladığı çocuğun, en azından ensesine tokadı patlatacaktı! Tekme, yumruk, sille de olabilir! Hayır, hayır, polis çocuğun omuzundan tutmuş, amcası gibi okşuyor teselli ediyordu. Utandık, polis hakkında böyle düşündüğümüzden utandık… Lakin ‘1 Mayıs’ görüntüleri de hâlâ gözümüzün önündeydi…” * * * “LAKİN 1 Mayıs görüntüleri hâlâ gözümüzün önündeydi.” İşte Emniyet Müdürlüğü’nün “alındığı” buydu… “1 Mayıs görüntüleri!” O gün sadece, bizim televizyonlarda seyrettiğimiz, ya da gazetelerde gördüğümüz görüntüler yoktu… Bir de televizyonlar da gösterilmeyen, gazetelerde yer almayan görüntüler vardı. Emniyet, “İşte bunlar da yasadışı göstericilerin görüntüleri” diyordu. Bu görüntüler, ne televizyonlarda gösterildi, ne de fotoğraflar gazetelerde basıldı. Doğru! Bu fotoğrafları ilk defa görüyorduk. Bir fotoğrafın arkasında şöyle yazılıydı: “Alman Hastanesi’ne dört defa işgal girişiminde bulunulmuş, ancak görevlilerimizin müdahalesiyle, hastanenin hizmetinde aksama olmamıştır.” Polise taşlarla saldırı ve yaralı arkadaşını tedavi eden polis… Bunların hepsi doğru da yerde yatan vatandaşa tekme atan, kol kıran polis görüntüleri de yalan değil. Eksiklik, polisin yaptıklarını göstermek, polise yapılanları göstermemek… * * * AÇIKLAMANIN sonunda duygusal bir yaklaşım var: “1 Mayıs olaylarında taşlanan, fiziki şiddete maruz kalan, sözlü hakarete uğrayan polisin içerisinde sizin bir yakınınız ya da ev arkadaşınız olsaydı, aynı düşünceleri yine savunur muydunuz?” Şiddet hangi taraftan gelirse gelsin, savunmak bizim düşüncemize aykırıdır. Elbette şiddete uğrayan polis yakınımız olsaydı, üzüntümüz daha da duygusal olurdu. Aksini söylemek, insan yapısına aykırıdır. Ama bu, başkalarının uğradığı şiddete karşı çıkmamak anlamına gelmez, şiddeti yapan bir yakınımız dahi olsa… |